KOZAN’IN HAZİNELERİ-2
Kozan’a İlk İslam Akınları Ve Memlûklular
Kozan ve yöresine ilk İslam akınlarının VII. yüzyılda başlamasına rağmen, asıl fetih hareketi ancak Emeviler devrinde yaşanmıştır. İlk Türk iskânı ise Abbasiler devrinde yapılmıştır. Kozan ve yöresinde X. yüzyılda Rumların, XI. yüzyıl sonunda da Selçukluların hâkimiyeti görülmektedir. Yörede, Selçukluların gelişinden sonra Türk, Bizans ve Ermenilerin birlikte yaşadıklarını görüyoruz. Böylece Orta Çağ boyunca Kozan ve yöresi farklı uygarlıkların ve bunlara bağlı beylik ve prensliklerin yaşadıkları ve izler bıraktıkları bir bölge olmuştur.
Kozan’da ilk Türk iskânından Memlûklulara kadar olan süre içerisinde özellikle dini mimari açıdan önemli bir eser meydana getirilmemesi bir tesadüf eseri değildir. Yörede Türk varlığına rağmen yönetim Hıristiyanlardadır. Kozan ve yöresi XII. yüzyıldan XIV. Yüzyılın ortalarına kadar Bizans İmparatorluğu ile Kilikya Ermeni Prensliği arasında nüfuz mücadelesine sahne olmuştur. Bu mücadelelerden galip çıkan Kilikya Ermenileri merkezinde Kozan olan yöreyi XIV. yüzyıl ortalarına kadar kısa zaman aralıkları dışında kontrolleri altında tutmuşlardır. Bu yüzden bu dönemler içerisinde Kozan’da Türk –İslam mimarisinin oluşması ve gelişmesi çok zor bir durumdu.
Kozan’daki Türk-İslam mimari gelişimi 1375 yılında Memlûkler’ın Ermeni Prensliği ’ne son vermesiyle başlamış ve 1517 yılında Osmanlılara geçmesiyle bunlar eliyle devam ettirilmiştir. Kozan’da, Memlûkler’in yanında kısa sürelerle de olsa yönetimi ele geçiren Dulkadirli ve uzun süre yönetimi elinde bulunduran Ramazan Oğulları belgeli eserine rastlanmaz. Bunun da nedeni Ramazan Oğulları’nın bütün enerjilerini merkez Adana’ya vermiş olmalarından kaynaklansa gerek.
MEMLÛKLER
Memlûk kelime anlamıyla “efendinin vesayeti altında olan esir” olup, “melik olmak” anlamındaki Arapça “meleke” fiilinden türetilmiştir. İslam tarihi içerisinde zamanla terimsel bir anlam kazanan “Memlûk” kelimesi, savaşlarda esir düşen veya alınıp satılabilen beyaz köle adam anlamında kullanılır olmuştur.
Askeri bir birlik olarak oluşturulan Memlûkler köleler arasından seçilir ve özel bir eğitime tabi tutulurlardı. Hükümdarın muhafız birliğine alınan Memlûkler zamanla ücretli askerler haline gelmekteydiler. İslam hukukuna göre köle statüsünde ve beyaz ırktan olan Memlûkler, genellikle Kafkaslarda ve Orta Asya’dan gelen Türk kavimleri arasından seçilmekteydiler. İslamiyet’in yayılması sırasında İslam ordularında yer alan Memlûkler savaşçılığa karşı olan yetenekleri sayesinde ordunun en yüksek kademesine kadar yükselmekteydiler.
Özel muhafız birlikleri sayesinde özel, sosyal ve hukuki bir konuma sahip olan Memlûkler bir tür profesyonel asker niteliği kazanmışlardır. Bu durum Memlukleri zamanla iktidarları devirecek kadar güçlü odak haline getirmiştir. Abbasiler İslam tarihinde ordularında Memlûk kullanımını gerçekleştiren ilk devlet olarak karşımıza çıkmaktadır. Abbasilerin dış tehditlere karşı önemli bir silahı olan Memlûkler, tam anlamıyla asker gibi yaşıyorlardı. Türk komutanlar tarafından eğitilir ve komuta edilirlerdi. Soylarının bozulmadan devam etmesini sağlamak için yalnızca Türk kızları ile evlenmelerine izin veriliyordu.
Gelişen şartları lehlerine kullanan Memlûkler, kısa süre içerisinde bütün Abbasi topraklarına yayıldılar. Zamanla güçlenen ve efendileri tarafından azat edilen Memlûkler nüfuzlarını kullanarak bulundukları bölgelerde idari roller oynamaya başlamışlardır. Gösterdikleri yararlıklar neticesinde bazı yerlerin valiliklerini elde etmeyi başardılar. Üst yönetici durumuna gelen Memlûkler, bu durumlarını kullanarak kendi Memlûklerini oluşturmaya başladılar. Bunun yanında kendi idari yapılanmalarını da oluşturuyorlardı. Bu yapılanma zamanla devlet otoritesinin sarsılmasına neden oldu. Bu durum Mısır vali vekili olan Ahmed Bin Tolun’un 868 yılında Mısır’da ilk Müslüman Türk devletinin kurulmasıyla sonlandı.
Her zaman Türk isimi kullanan Memlûkler, bu sayede toplumun geri kalan kısımlarından ayrılmış, aynı özellikleri taşıyan topluluklarla kimlik korunması noktasında birlik olmuşlardır. Eyyubiler zamanında çok önemli roller üstlenen Memlûkler XIII. Yüzyılın ilk yarısında düzenli bir şekilde ortaya çıkarak nüfuzlarını artırmışlardır. Memlûkler, 1240 yılında Eyyubi sultanı II. El-Adil’i bir darbe ile tahtından indirerek yerine El-Melik es Salih Necmeddin Eyyub’ü hükümdar yaptılar. Yeni hükümdar da bunun karşılığında Memluklere imtiyazlar tanıyarak iyi davrandı. Necmeddin Eyyubi’nin ölümünden sonra yerine geçen Turanşah’la anlaşmazlığa düşen Memlûkler, Turanşah’ı öldürerek Eyyubi devletine son verdiler. Böylece XIII. Yüzyıl ortasında en büyük Türk devleti olan Memlukler kurulmuş oldu.
Memlûklular, Bahri (Memalikü’l Bahriye ve Burci (Memalikü’l Burciye) olmak üzere iki saltanat halinde hüküm sürmüşlerdir. Bahri Memlûklular, kışlalarının Nil Irmağı üzerindeki Ravza Adası’ında bulunması dolayısıyla bu adı almışlardır. Burci (Burciyye) memlûkluları ise Kahire’deki Kal’atul Cebel’de bulunan burçlara yerleştirilmeleri sebebiyle bu adla anılmaktaydılar. 3 Temmuz 1250 yılında resmen kurulan Türk Memlûklu Devleti’nin ilk hükümdarı İzzeddin Aybek et-Türkmen (1250–1257)’dir. İzzeddin Aybek tahta çıktıktan sonra içeride ve dışarıda bir takım zorluklarla karşılaştı. Aktay, Baybars ve Kalavun gibi hükümdarlığına karşı çıkanları saf dışı bıraktıktan sonra, Mısır’ın ellerinden çıkmasını hazmedemeyen Suriye Eyyubileri’ni 1251 yılında yenilgiye uğratarak bertaraf etti. Sonuçta Eyyubiler Memlûklu Devleti’ni resmen tanıyarak Ürdün Nehri’ni sınır olarak kabul ettiler.
Bu sıralarda Moğolların Irak’a yönelmesini iyi değerlendiren Aybek, Halife Mutassım’ın girişimleri üzerine düşmanı olan Suriye Eyyubileri ile barış ve ittifak yaparak yakın-doğu İslam birliğini sağlamış oldu (1253–1254). Kendisine karşı birçok olumsuz girişimi başarı ile atlatan sultan Aybek, nişanlı olduğu Musul Emiri’nin kızıyla evlenemeden karısı Secerüddün’ün fedaileri tarafından öldürülmekten kurtulamadı Nisan 1257). Aybek’in ani ölümü üzerine devletin ileri gelenleri Aybek’in oğlu Nurreddin Ali’yi hükümdar ilan ettiler (Nisan 1257). Yeni hükümdarla birlikte emirler arasında yetki ve etki çatışmaları başladı. Suriye’deki Bahriye emirleri tahtı ele geçirmek için iki kez teşebbüste bulunsalar da başarılı olamadılar 1257–1258).
Mısır’da bu olaylar cereyan ederken Moğollar, Irak’ı işgal etmiş ve Suriye’ye yönelmişlerdi. Tehlikenin farkına varan emirler, Nureddin Ali’yi tahtan indirip, daha tecrübeli ve otoriter olan Seyfeddin Kutuz’u 5 Kasım 1259 yılında oybirliği ile tahta çıkardılar ve kendisine el-muzafkar lakabı verildi. Suriye’deki Mısır’a küskün Bahriye Memlûklulerinin tam destek ve yardımlarını sağlayan Kutuz, 3 Eylül 1260 yılında Moğollarla yaptığı Aynıcalut yöresindeki savaşı kazandı. Moğollar çok şiddetli geçen bu savaşta ağır ve kesin bir yenilgiye uğradılar. Moğol ordusu ilk kez dağılıp kaçmak zorunda kaldı. Böylece bu tarihi zafer sonucunda Moğollar’ın, yakın-doğu İslam ülkelerini işgal ve istilası önlenmiş oldu. Ayrıca bu zafer memlûk Devleti’nin meşruiyetini pekiştiren en önemli unsur oldu.
Bu zaferden sonra Kahire’ye dönmek için yola çıkan Kutuz, rakibi durumundaki Baybars ve arkadaşları tarafından öldürüldü (Ekim1260). Bunun üzerine Bahriye emirleri toplanıp, Baybarsı melikuzzahir lakabıyla Memlûklu sultanı ilan ettiler böylece Memlûklu tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu. Baybars tahta geçer geçmez ilk iş olarak ülke içerisinde yaşanan bazı isyanları bastırarak ülkede huzur ve güveni sağladı. Cengiz yasasını ve töreyi titizlikle uygulayan Baybars dönemi Memlûklu’lerin en parlak dönemlerinden biri olmuştur. Baybars, Selçuklu ve Karamanoğulları emirleriyle işbirliği yaparak Moğolları ülkeden atmak amacıyla Anadolu’ya bir sefer düzenleyerek, Moğolları Elbistan Ovası’nda kesin bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşta ağır bir yenilgi alan Moğollar, adeta imha oldular (Nisan 1277).
Baybars, tahta oturmasının birinci ve ikinci yıllarında Moğollarla ittifak yapan VI. Bohemund yönetimindeki Antakya’ya iki kez sefer düzenlemişse de başarılı olamamıştı. Daha sonra Baybars, Altınordu Devleti ile işbirliğine giderek Moğollar ve Haçlılara karşı daha kuvvetli duruma gelmiştir. Baybars, 1259–1260 yıllarında Moğollarla işbirliği yaparak, onları Suriye’yi işgale kışkırtan Kilikya Ermenilerine yöneldi. Baybars’ın Ermeniler karşı Kalavun komutasında gönderdiği bir ordu, Ermeni ve müttefiklerini Derbesak yöresinde yenilgiye uğrattı (Ağustos1266). Zafer sonu Misis, Sis (Kozan), Adana ve Tarsus’a giren ordu buraları tahrip ve yağma etti. Bu başarılı seferlerden sonra Taberiye, Akka, Yafa gibi şehirler de birer birer yağma ve tahrip edildi (1267–1268). Bütün bu fetihler, 1097 yılında Haçlıların kurduğu Antakya Prensliği başarılı bir kuşatmanın ardından feth edilerek taçlandırılmıştır (1268).
Baybars devrinde Memlûklu sınırları batıda, Sirenayka’ya, güneyde, Nubya ve Massav’a’ya, kuzeyde, Toros dağlarına kadar uzanmaktaydı. 20 Haziran 1277 yılında hayata veda eden Baybars’ın yerine, hayatta iken kendisinin ilan ettiği oğlu es-Melikes-Said Berke tahta oturtuldu. Ancak takip ettiği politikalarla emirlerin şimşeklerini üzerine çeken Berke, baskılara dayanamayıp, 17 Ağustos1279 yılında sultanlıktan çekildi. Baybars’tan sonra Bahriyye Memlûklular’ından 21 sultan tahta oturmuş ve bu kural 1382 yılına kadar 132 yıl boyunca devam etmiştir. 1375 yılında Sis (Kozan) ve Kilikya’nın kesin olarak Memlûkluların eline geçmesinden sonra 1378 yılında Adana, Sis (Kozan), Misis, Ayas ve Payas’ı kapsayan Ramazanoğulları Beyliği Memlûk Sultanlığına bağlı olarak hüküm sürmekteydi.
1381 yılında Ramazanoğlu Sarım İbrahim Bey Memlûklularla mücadeleye girmiş, fakat o tarihte Sis’e (Kozan) gelen Memlûklu kumandanı Emir Hüsameddin Torumtay karşısında tutunamayarak Memlûklu itaatine girmiştir. Bütün bunlara rağmen boş durmayan İbrahim Bey, Karamanoğullarıyla birleşerek Memlûklara karşı tekrar ayaklanmış ise de başarılı olamamış, Halep naibi emir Yolboğa tarafından yakalanılarak kardeşi Kara Mehmed’le birlikte öldürüldü (1383).
Yavuz Sultan Selim’in 1517 Mısır seferine kadar hüküm süren Memlûklular, Adana, Sis (Kozan), Misis, Ayas ve Payas’ı Ramazanoğulları Beyliği ile idare etmişlerdir. 1517 yılında Memlûkluların yıkılmasıyla bu yerler yine Ramazanoğulları idaresi altında Osmanlı yönetimine geçmiştir
SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA
ARSLANTAŞ Yüksel; “Memlûk-Moğol Mücadelesi ve Ortadoğu Tarihine etkileri”, Belleten, LXVII/248-250, Ankara, 2004.
BUYRUK Hasan; Kozan’da Memlûklu İzleri ve Helvacızade Arastası, Kozan Belediyesi Yayınları, Ankara 2011.
CAHEN Claude; Osmanlılardan Önce Anadolu, (Çev. Erol Üyepazarcı), tarih Vakfı Yurt yayınları, İstanbul, 2008
CAHEN Claude; Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, (Çev.Mustafa Daş), Yeditepe Yayınevi,İstanbul,2010.
DUMLUPINAR Songül, Kalavun Dönemine Kadar Memluk-Haçlı İlişkileri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2009.
ERSAN Mehmet; Selçuklular Zamanında Anadolu’da Ermeniler, Basılmamış Doktora Tezi. İzmir, 1995.
ERSAN Mehmet;”Selçuklu-Ermeni İlişkileri” Türkler Ansiklopedisi, C.6, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002.
KIZILTOPRAK Süleyman, “Memlük”, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi C. XXIX, Ankara 2004.
7 Mayıs 2026 19:38